PROF.DR.OSMAN ÖZTÜRK
  Dil-Din-Kültür-Kimlik
 

DİL-DİN-KÜLTÜR-KİMLİK
Ali NAR

“Allah sözlerin en güzelini kitap olarak indirdi....” (Zümer:23)

Sözün en güzeli, hoslukla birlikte dogrulugu ve anlasilirligi sonucunda faydaliligidir. Söz, sirf zevk için söylenmez: Insanligin kaç binlerce yil ve çagda olusturdugu dil (veya diller) bir biriyle ve kitlelerle fikir ve duygu alisverisinin araci olmustur. Bu aracilik hem hizli hem en emin yoldur; yanilma ve yanlis kavranma tehlikesi asgaridir, tekrari onu telafi eder. Öbür anlasma vasitalari çogu kere yaniltici veya agir isleyicidir...

Dogru söz dogru dille söylenebilir. Bu da olusan dil kurallarinin yerli yerinde kullanilmasiyla gerçeklesir. O kurallarin kâmil manada uygulanisina ise “ edebi dil ” denir. Sözün edebi olmasi, yerinde ve yeterince söylenmesidir . Bu, “icazin”da tarifidir.

Ama “fesahat ve belagat” kavramlari da daha bir kusatici tanitmaya yarar:

Fasih söz, gelismis ve oturmus olan dil kurallarina göre söylenen, dolayisiyla her seviyedeki (o dili bilen) insan tarafindan anlasilan sözdür. Bir de, yerine ve insanina göre ustaca söylenir, yani “belig” olursa, o söz edebidir...

Edeb, ölçü ve disiplin anlamina da gelir. Sözün edebi, o dilin kurallarina tam uygun olmasiyla baslar dedik. Bu kurallar; kelimelerin asaleti ve cümle içinde uygun tarzda kullanilmasi demektir.

Asâlet, “uyduruk”un zıttı'dir. Yani o kelimenin kisiligidir. Asirlarca ve farkli sivelerde bile kullanila gelmis; yadirganmaz, dogru anlasilir, maksada hizmet eder. Daha dogrusu, egilip bükülmez. Eklerle (tasrifat-çekim) çogaltilabilir ama özü kaybolmaz. O yüzden, en okumamis kimse bile, farkli yerlerde kullanilsa bile, mânasini sezer...

Iste Kur'an-i Kerim: (yerindeyse) yediden yetmise herkes, okunusundan haz duyar. Dili (Arapça'yi) konusan herkes de ma'nasini sezinler... Çünkü O, mütekamil bir dille inmistir. Dünyanin en kuralli dili. Edebi dil... Adeta o dil, Kur'an'in inip, anlasilacagi kivama ermis...

Arabın ve (ögrenen) acemin, okuyunca sevip-dinleyecegi, sezip kavrayacagı ölçülü bir dil. O yüzden de, Kur'an'ın sesini duyanlar (top tüfek, siyaset ve çıkar vasıtası olmadan) baglanmaya baslamıslar. Bütün siddet ve tehditlere ragmen insanlar ona gönül ve kafa vermis... Yani devlet gücü, sermaye gücü daha sonra gelmis. Baslangıçta O'na kulak verenler, ekmeginden ve hürriyetinden olmus da, ayrılmamıs.

Bu, sözün gücüdür. Sözün asaletidir!...
Elbet bu baglanisda; müspet duygu/sevgi, hayir arzusu, dogru düsünce ve ilmi muhteva isi perçinler. Ama ilk dikkati çeken gönlü oksayan yani dinleten, söz güzelligi/asaletidir. Bu ise vücut dilidiye bilecegimiz tavir ve hareketlerden daha hizli, daha dogru daha uzun solukludur... Yaziya dökülünce ise bütün dilleri ve var oldukça gelecek bütün nesilleri tesiri altina alir.

Iste asaletsiz dilin bu sansi yoktur: Geçmisten haber alamadigi/getiremedigi gibi, gelecege de uzanamaz.... Bitkilere bakarak söylersek; uydurulan kelimeler (yada baska dillerden aparma sözler) mevsimlik otlar gibi kuruyup kaybolurken, asil kelime, asil cümle, asil üslup(...) çinar agacini temsil eder.

Dil, anlatma ve anlasmanin temel dayanagi olduguna göre; her gün degisen kelime, cümle yapisi, yazma/söyleme edasi; dogru anlatmayi ve anlasilmayi engelliyor. Bu da kültür birligi, din bütünlügü ve milli sahsiyeti öldürüyor. Sonuçta; mukallit, kisiliksiz ve köle bir toplum ruhu ortaya vuruyor...

Bizim felaketimiz budur iste. Ona da tarihten iki uyari kaydedelim, bizim disimizdan:

* Onun için derler ki; Osmanli; gelenegi ve gelecegi olan bir kültür ve devlet olarak Çinar dikmistir. Cumhuriyetse, akasya agacini kendine sembol seçmistir.

1) Denir ki; Konfiçyüse sorulmus; “Böyle büyük hikmetli kisi olarak, devlet baskani olsan, ne yapardin?” cevap vermis:

Ilk is olarak milletimin dilini düzeltirdim. Çünkü dil, anlasmanin, barismanin, bütünlügün, kalkinmanin... yani (varsa) mutlulugun temel tasidir.

2) Denir ki; Ikinci Dünya Harbi-akabinde, gazeteciler Almanya egitim bakanina sormuslar:
-Peki simdi ne yapacaksiniz? Tabii üniversite kuracaksiniz... Ama fen-teknik-iktisattan... hangisini öncelikle kuracaksiniz?

-Hayir, önce edebiyat fakültesi.... Çünkü, dilimiz düzelecek ki, dirligimiz düzelsin!...

Bize gelince; Edebiyat fakültesi dili bozan bas kurum hâline geldi. Bizde devrimler, inkilap degil, devirme oldu. Ilk devirdikleri dil oldu: Çünkü, “dilin kemigi yok” denmis. Ne yana olsa döner: Ben yaptim oldu, ben söyledim tuttu... dediler.

Bu, “dedigim dedikler” Tanzimat sonrasi basladi: Harf devirmesini Enver Pasa tasarladi, baska pasalar uyguladi.

O günden itibaren yazi ile dili tahrif fikri, Türk Dil Kurumunu türetti. O da dili kusa çevirdi. Kus dili bile olamadi, karga dili olup çikti:

Nur-i aynim! Bir avuç topragi sahrâ sanma.

Galat-i rü'yet ile serçeyi ankâ sanma

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

Pusu kurmus kan içen avcuya derhal çatarim,

Nerde bir karga görürsem satasir tas atarim.

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

Her terakki, yenilik bence aliyyül â'lâ,

Apaçik söylüyorum; düzme lisan müstesna...

Bilirim düzme dilin ilme olan hizmetini,

Cehl-i tâmim ile maziyi yikan himmetini!...

Hakka, haysiyete, insanliga nâmûsa sagır.


Duyulan kendi sesindir, isiten varsa çagir, diye etkili tepkiler olmus ama fitne mikrop gibi girdigi yerden çürütmüs bedeni. Sonra resmilesmis, kurumlasmis...

Sonuçta; “ bir nesil mahvedilmis ”; gençler, yaslilari, çocuklar ailesini anlamaz olmus. Nesiller arasi anlasmazlik kitleyi dalgalandirmis; bürokrasi de hiyerarsi de *****lasmis...

Begenmedikleri Arap Dünyasi bile (o genis cografyasinda farkli yönetimlerde olsa da) dil akademisini olusturmus; disardan gelen her kavram ve kelime, arapça kökten türetilen kelimelerle karsilanmis. Mesela:

Radyo- Izae (ses yayici)

Telefon- Hâtif (gaibden ses)

Cep Telefonu- Cevval (gezan alet) olarak kullanilmis.

Üniversite- Câmia (toplayici)

Fakülte- Külliye(bütünlük)

Asansör- Misâd (yükselten) diye kullaniliyor....

Bizde mi? Gavur ne dediyse, o.... Isabetli tek isim, bilgisayardir . Ve tabii Araplar da bassizlik yüzünden bu noktaya gelince, “Kompitur ve Intirniyt” demekten kurtulamadilar...

Ama bizim; tarihe/maziye baglilik ve dindarlik sifatini kullanan yazarlarimiz bile okadar sol mukallidi oldular ki; adam sayilmak için onlarin sivesinden konusmaya basladilar:

Ajitasyon, paradigma, marjinal, kompleks, metafor, mikro-makro, agresif, argüman, portunizm, paganizm, paradoks, akredite, global, konjonktür, konsansüs gibi gavuristan kökenli sözler bizim taraftaki yazarlarin sermayesi: Bunu da asil dillerinden almak yerine, batici-solcu yazarlarin kullanimindan apariyorlar. Bu tavir bozuklugu öbür ülkelerde, özellikle “entel” geçinen Mısır okumuslarinda daha bir yaygindir.

Tabii bunlardan da çirkini, kendi dilinde, dil kurallarina uymayan kelime ve kavram icadidir: Bu garabet bir dil kusuru ve edebi ayiptir:

Baglam (balgamı hatirlatir), süreç (süpürgeyi) andiç (sarniç gibi) betimleme, sınav, eşgüdüm (eşini gütmek mi?), yapıt (çapıt vezni) esin, elit, erk... yaşam, (çok abes) gizem, gönenç v.s.

Bundan da beter ayipsa; kelimelerin yapisini bozmak veya (görgüsüzlük yüzünden) yanlis telaffuz etmek:

Eczahâne'ye eczane, pastahaneye- pastane, hastahâneye-hastâne... diyen dil kurumu... Yine “zîna” diye “îrak” diye tersine uzatarak telaffuz eden bakanlar, herkes yerine herkez diyen basbakanlar, “diyanet” diyen aydinlar gördük.

Tarîkat'i (târikat), hâtira'yi (Hatirâ), tahîn'i (tâhin), Naîmâ'yi (Nâimâ), pilâki'yi (pileki), Ahî Evren'i (Âhi)diye seslendiren spikerler, proflar... Hele, Topkapi sarayini tanitirken, “Emânât-i mukaddese” ismini “Emânet-i” diye söyleyip, türkçesini dogru (yani çogul olarak) mukaddes emanetler diye aktaran çok ünlü prof. gördük...

Devletin tepesinde bile abes isimlendirmeler var:

Evvelce “ Sihhiye Vekâleti ” vardi, aldilar “Saglik ve Sosyal Yardim Bakanligi yaptilar. Onu da bozdular: Sosyal Yardimi, Sosyal Güvenlige çevirdiler ve Çalisma Bakanligi'nin kuyruguna bagladilar. “ Çalisma ve Sosyal Güvenlik Bakanligi ” bu ismi arlanmadan kullaniyor: Güvenlik (ki bu uydurma ama hadi olsun) asker ve polis tarafindan saglanmiyor mu? Öyleyse nedir bu? Ve M.G. kurulu da mi Sosyal Güvenlik Bakanligina bagli?...

Güvenlik – muavenet'in yerine konduysa o zaman GÜVENCE (o da uydurma...) olabilirdi. Çünkü zaten kendileri, insanlara sorarlarya; “Sosyal güvencen var mi?” diye. Yani Em. Sand. Sigorta veya Bag-kur... Güvence yerine “Güvenlik” kullanilmasi ne ayiptir... Hadi bu vesileyle, ilgili bakanlik adini düzeltsin. Meselâ, devlet yapilanma tarihi bir asiri bulmayan Suudi Arabistan kadar ciddiyetli olsun:

Yakin senelerde Suud Riyalinin üzerinde bir hata görüldü. Diyelim “yüz riyal” veya “elli helele” Arap gramerine uymayan tarzda yazilmisti. Onu Dünya Islam Edebiyat Birligi Baskani gördü, yönetime bildirdi... Orasi da o paralari toplatip yeniden bastirdi. Bizim edibe de iyi bir mükâfat verdi... Biz mükâfat talebinde degiliz, yeter ki sagir sultan duysun. “Çalisma ve Sosyal Güvence Bakanligi...”
Bülbüllere emir var, lisan ögren vakvakdan

Bahset tarih, baligin tirmandigi kavaktan...”
ile baglayalim...

Mahalli sivelere, telaffuz ve vurgu farklarina bir itirazimiz olmaz: “ Türkçe, agzinda anamin sütüdür... ” diyene hak veririz. Çünkü analarin söyleyis tarzini tekrarlamak bir nostalji(?) den öte, öze bagliliktir; sahsiyet ifâde eder. Ve insan her zaman o söyleyisten büyük haz duyar... Ilk isittiginse belli yasa kadar yaptigin yanslamadan daha kolay ve lezzetli bir is olamaz. Ama yazma ya, resmi konusmaya gelince pay-i taht sivesi esastir.

Fakat Istanbullunun tasarruflarinin hepsi de, alcam-alicam, gelcem, gitcem, naapcan...lar, kendine iyi bak, Allismarladik, çok mersiler.... gibi hoppalarin agzi da degil.

-Metroda levha görüyoruz; “Hata çöp atmayin!...” yani Hata (demir yoluna) bir sey atmayin demektir.

Tabii, fahise-hayat kadini, metres-birlikte yasamaya dönüstürülünce; “ahlak”da “etik” oldu. Peki “ahlakî” nin karsiligi ne olacak; etiksel mi? Enteresan (!) ve ilginç (!) degil mi?

Tabii, hirsiz ev sahibini bastirir her zaman; Bir uydurdukça=dil hastasi, H. Sadettin Aral'in, musiki mecmuasindaki yazisini ele alip; çok eski bayat kelimeler kullandigini söylemis, yeni dile da'vet etmis. O da, sair rifki Melul Meriç'in uydurdukça ile alay için su yapma kit'a sini yazip, ne diyorsun, böyle mi yazayim? Demis; elestirmene(!):

Angim yogun bir a*****likdir usunda,

Tutam asal eksendir onun sagduyusunda.

Duygumsa, gönül sarlarinin iltutusunda

Bir öpkinedir yankilanan Nuh-kuyusunda


Hasili bu ülkeyi her yönden yikanlar; yikmayi basarmak için; dili ve yaziyi tahrip ve tahrifle basladilar. Su an Kur'ani Kerimi Latin harfleriyle okumayi deneyen yüksek tahsilliler var. Bir haftada aslini ögrenebilecekken o maskaraliga razi oluyor: Nefsine agir geliyor zira.

Günlük hayata indirilen uydurma ve bozuk dilse, düzeltilir gibi degil. Radyo ve televizyon bangir bangir bagirip sokuyor kulaklara bu sahte terimleri. Onunla birlikte bütün insani ve islâmi mefhumlar ve degerler de dejenere oluyor... Hele su tib kitaplari, ilaç kutularinin içindeki tarifeler... Birtek, dir ve tir dan baska Türkçe nesne yok...

Bizde bu kadar olsun uyardık, işte

 
  Bugün 5 ziyaretçi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=