PROF.DR.OSMAN ÖZTÜRK
  Resmi Din
 
Resmi Din

Allah tarafından gönderimiş "din"leri;hahamların ve papazların dinleri haline getirme çabaları bilinen bir hakikattir.

Kralların,imparatorların ve topyekün yöneticilerin de dini istihdam ve istismar ettikleri de tarihi gerçeklerdendir.
Darda kaldığında dindar görünerek dini kullanıp,güçlendiğinde onu yok etmeye çalışanları da yakın tarihimizden öğreniyoruz ve bizzat yaşayarak görüyoruz.

Ülkemizde bu konuda çeşitli denemeler yapılmış, Kur'ana ve Ezana bile yasaklar getirilmiş,yasak uygulaması uğruna insanımız,sorgusuz sualsiz işkenceye maruz bırakılmış, hatta daha sonra verilecek karara binaen idam edilenler bile olmuştur.

Bütün bu hiddet ve şiddete rağmen dinden ve dini yaşayıştan insanımızı tamamen uzaklaştırmak mümkün olmamıştır.

Yinede milletimizin tamamına yakın kahir ekseriyetinin dini;gerek ifadelere ve ikrarlara, gereksede nüfus cüzdanlarına bakarak söylenecek olursa;
İSLAM'dır,MÜSLÜMANLIK'tır.

Kılık-kıyafet,konuşma,yazı ve davranışları ile müslümana benzetilmeyecek olanların bile;"sen müslüman değilsin" denildiğinde nasıl karşı koydukları, sıkça yaşadığımız gerçeklerdir.


Herşeye rağmen dini aidiyyeti inkar ettirilemeyen insanımıza;İslam'ı öğrenme ve yaşamada yardımcı olsak,bırakın yardımcı olmayı,hürriyet ve serbestlik tanısak," başımıza iş çıkar" evham ve endişesiyle değişik taktikler uygulanmıştır. Bunların başında;laiklik ilkesine ve anayasa ahkamına aykırı da olsa devlet, İslam dinini patronluk açısından sahiplenmiştir.

Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuş ve teşkilat mensuplarının maaşlarını üstlenmiştir.Buraya hemen bir not düşmezsek bir gerçeğin gizlenmesine biz de yardımcı olmuş oluruz.Bu da; tarihten ve ecdadımızdan miras kalmış dini vakıfların gayri menkulleri meselesidir.

Vakfiyelere,tapu kayıtlarına ve arşiv vesikalarına bakarak şunu çok rahat söyleyebiliriz ki,Vakıf gayri menkulleri,-yağmalananlar hariç devlete intikal etse, bir yıllık vakıf geliri ile en az elli yıllık bütçeleri sağlanmış olur.

Dolayısiyle bilerek veya bilmeyerek;"laik devlet bükçesinden din için şu kadar meblağı nasıl ayırır" diye yaygara yapanlar;" laik devlet şahıslar tarafından tesis olunmuş vakıfların servetine nasıl el koyar?" sorusuna cevap versinlerde görelim...

Biraz uzun süren satır arası zaruri açıklamadan sonra, kaldığımız noktadan devam edersek; devlet zahiren,müslüman halkın dinlerini öğrenmeleri için kurduğu teşkilat ve ödediği maaşlarla İslam dinine arka çıkmakta ve hizmet etmektedir.(!)

İşin aslı hiçte böyle değildir.Çünkü esas itibariyle devlet bir hizmet organizasyonu ve aracıdır. Hizmet sunar ve bu hizmetin aksamaması için varlığını koruma altına alır.
Kendini korurkende; evham vesvese ve hayallere istinaden hareket edemez.

Bizde şu kadar yıllık demokrasi,daha doğrusu;kontrollü demokrasi geçmişimize rağmen,halkın reşid olduğu kabul edilmediğinden,bilinen pek çok yollarla yaramazlık(!) yapmamamıza çalışılmaktadır.

Bu kontrol mekanizmalarından biri de; İslamiyet'in resmi temsilcisi kabul edilen Diyanet İşleri Başkanlığı yani müslümanlığı ve müslümanları;sıkı bir markaja tabii tutmaktadır. Bu uğurda laik devlette, bir genel müdürlük mesabesinde, resmi bir din teşkilatı garabetine katlanılmaktadır.

Bakınız;sistem, dini ve dindarları kontrol altında tutma adına neler yapmaktadır:

1)Kanun,Mevzuat,tüzük...İlh hazırlanırken ilk akla gelen şey;aman nasıl yapalım edelim de dini gelişmeleri engeleyelim ve gayretli müslümanları çengelleyelim fikridir.En büyük resmi endişe;kanuni ve hukuki düzenlemelerdeki boşluk ve menfezlerden müslümanlığın sızmasıdır.Öylseyse ne yapıp yapıp, mevzuatı getirmek lazımdır.

2)Buna rağmen engellemek mümkün olmuyorsa;gayr-ı kanuni ve gayr-ı hukuki yollardan,çok defa malum medyayı da devreye sokarak infazı gerçekleştirmelidir.

3)Diyanet İşleri Başkanlığına;baskılara ve karakuşi emirlere karşı koymayacak birisi getirilmelidir.Hatta makyajıda uygun olmalıdır.Eşide tesettürsüz olursa tercih sebebidir.Bayram ve Kandillerde özü ve derinliği olmayan parlatıcı ve cilalayıcı nesajlar vermesi kaçınılmazdır.
Ülkedeki her türlü ahlaksızlık,yolsuzluk,din düşmanlığı ve sapıklık;Diyanet İşleri Başkanının temas edebileceği konular olamaz.

4)Diyanet İşleri Başkanlığı;Haramsız,yasaksız,cezasız,hayata ve hayati işlere karışmayan bir din icad etme mecburiyetindedir.Ancak bu dinin adı;İslamiyet olacaktır ki,halkın büyük çoğunluğu işin farkında olmasın.Başkanlık bu uğurda;müftü,vaiz ve imamları istihdam edecek (kullanacak)va'z ve hutbelere müdahale edecek,Cumhuriyet,Gençlik ve Çocuk bayramı hutbeleri okutacak,aşı kampanyalarına iştirak için Ayet yamultarak teşvikte bulunacaktır.

Trafik,Orman,verem ve Kanser haftaları için;Ayet ve Hadis yakıştıracak,Sultanahmed minberinden dişin nasıl fırçalandığını,Cuma hutbesi olarak cemaate anlattırılacaktır.Vergi ödemenin kutsallığı, Türk Hava Kurumuna desteğin sağlanması,Askeri Vakıfların kollanması hepsi hepsi,dini metinlerin istismarı ile hutbe konusu haline getirilecektir.

Diyanet adına Cami dahil radyo ve TV de yapılan konuşmalarda;tesettürden,
faizin haramlığından,her türlü nikahsız erkek-kadın beraberliğinin fuhuş olduğundan,Allah'a ve Peygambere karşı gelmenin cezasından asla bahsedilmeyecektir.
Buna mukabil;hoşgörü ve sevgi istismarı alabildiğine yapılacaktır.

Özetlemek gerekirse;Diyanet İşleri Başkanlığı;devlet otoritesinin sağlanmasında,din adına devlet icraatlarına meşruiyyet kazandırılmasında ve devletçe halktan talep edilenlerin dini destek sayesinde temininde,çok mühim bir rol oynamaktadır.

Bu sebeple de laikliğe aykırıymış,çağdaş demokrasilerde olmazmış,bu tür uygulamalar totaliter rejimlerde olurmuş ve benzeri seslendirmeler;Ankarayı ilgilendirmemektedir.Yani Devlet;resmi dininden memnundur.


Prof.Dr.Osman Öztürk (Kulluk Kitabı,17.bölüm)
 
  Bugün 5 ziyaretçi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=